Kıymetli dava kardeşlerim,
Ramazan’ın ortasına geldik. Artık sonuna yaklaşacağız. Duaların, ibadetlerin kabul olduğu günlerdeyiz. Bu mübarek günlerin hürmetine Müslümanlar arasında oluşan ihtilafları, öncelikle ihtilaf eden tarafların, biz Müslümanların bir araya gelerek sevgi ve kardeşlik çemberi içerisinde bu ihtilafları nasıl gidereceğimizi müzakere etmek, eğer müzakere edip ihtilafları gideremiyorsak onları derin dondurucuya koymak… Çünkü neden? Zaaf zamanlarında ihtilafların Müslümanların zafiyetini daha fazla artırdığını bilmemiz gerekiyor. Allah Erbakan hocamızdan razı olsun. Ben hocamla 24-25 sene birlikte yaşadım; 20-22 civarında Müslüman Topluluklar Birliği Toplantısının mutfağında çalıştım. Allah rahmet eylesin, hiçbir Müslüman ülkenin, Müslüman alimin veya Müslüman tarikatın, cemaatin aleyhinde konuşmamıştır; nifakla muallel olanlar hariç. Müslümanlar, ancak aralarındaki ittifakları konuşarak, sevgiyi çoğaltarak, üzüntüyü ve sevgiyi paylaşarak kıvançta ve tasada birlikte olarak bu zor yolu aşar. Bir gün dedim ki: “Hocam sizin İran’la sıkı fıkı ilişkileriniz var. Bu durumda bize yarın çeşitli ithamlarda bulunacaklar, Şia diyecekler, şu diyecekler, bu diyecekler, İrancı diyecekler, itham edecekler. Bunu nasıl izole edeceğiz?” Bak Muhittin dedi; “Onların ne söylediği hiç önemli değil, bizim haktan yana olup olmadığımız önemlidir!” İran bizim kardeşimiz, kıblemize dönüyor. Biz onu neden Siyonizm’in yaptığı düşmanlıkla baş başa bırakalım? Biz dünyanın neresinde olursa olsun bir Müslüman elem çekiyorsa onunla birlikte acısını hissetmezsek… Efendimiz hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Müminler bir cesedin organları gibidir. Ondan bir uzuv, bir organ şikayetçi olursa diğer organlar da şikayetçi olur” …
Osmanlı bir Beylikti. Düşman olarak Bizans’ı belirledi. Selçuklular 27 Beyliğe bölündü. Neden? Haçlı Seferleri’nin karşısında dimdik durdular ama bitap düştüler; zayıf düştüler. Allah-ü Teala bir çadırdan, beylikten bir ülke, bir devlet, imparatorluk meydana getirdi. Bunlar hep Allah’ın lütuflarıdır. Neden? Efendimiz (SAV) buyuruyor: “Ümmetimden zaman boyunca yani kıyamete kadar muhakkak her zaman bir topluluk hak üzere bulunacak ve küfürle mücadele edecek. Onlardan ayrılanın ayrılması, onları kınayanın kınaması onlara zarar vermez.” Mühim olan hak üzere olmaktır. Bugün İran, davasında haklıdır. Bizim de -günahkâr dahi olsa- onun yanında olmamız, bütün Müslümanlara, “ben Müslümanım!” deyip de inkâr etmeyen bütün müminlere de ona yardım etmek, ona dua etmek, ondan yana olmak farz-ı ayındır. Bu, o kadar mühim bir şey ki…
Kur’an-ı Kerim’de Tevbe Suresi’nin 12 ila 16. ayetleri tefsirinden okursanız bugün cereyan eden olaylara tevhit merceğinden bakarsınız. Ne buyuruyor Rabbimiz orada: “Eğer antlaşmalardan sonra yine yeminlerini bozarlarsa, dininize hınç besleyip saldırırlarsa bu durumda küfrün önderleriyle çarpışın. Çünkü onlar yeminleri olmayan, güvenilirliği olmayan kimselerdir. Belki cayarlar.” diyor. Yahu, siz oturmuşsunuz, İran’la müzakere yapıyorsunuz. Tamam, bitti bitecek. Pazartesi günü de Viyana’da görüşeceksiniz. İran milleti ne yapacak; demek ki iki taraf da aynı şeyi söylediğine göre böyle bir anlaşmaya doğru gidiliyor. Ama sen git, kalleşlik yap ve İran’ın devlet başkanını öldür! Ne yapacak İran o zaman? Bak, şimdi Allah, ne yapacağını söylüyor: “Yeminlerini bozan, elçiyi yurdundan sürmeye çabalayan…” Kur’an’ın, elçi dediği Hz. Peygamberin (SAV) Kudüs’teki kabilelere gönderdiği elçidir. Bizans kralı Heraklius’un adamları o elçiyi yakalamış ve öldürmüşlerdir. Mûte Savaşı oradan çıkmıştır. Onun üzerine 3 bin kişilik orduyu göndermiştir. Sürmeye çabalayan… Sen gidiyorsun İran’ın komutanlarını öldürüyorsun; daha savaş başlamamış, yahu sen bunu niye yapıyorsun? 5 şeyden dolayı bunu yapıyor. Kibrin senin zirveye çıkmış, hırsın zirveye çıkmış, hasedin zirveye çıkmış, riyan, iki yüzlülüğün zirveye çıkmış. Sen bir Tağut’sun, sen bir Firavun’sun ve yalanın zirveye çıkmış. Şu anda İsrail karar almış, bütün basını sansürlüyor. Diyor ki “Artık siren sesi de istemiyorum, millet bozuluyor, rahatsız oluyor, depresyona giriyor, şu oluyor, bu oluyor, siren de çalmayacak. Demek İran, işini görüyor. Yani adamı rahatsız etmiş; hem de çok büyük rahatsız olmuşlar. Yani bombanın düştüğü yerdekiler değil, füzenin düştüğü yerdekiler değil, tamamı “siren sesinden bıktık, şunları kapatın.” diyor. E, ne demek bu? Fareler gibi toprak altında, sığınaklarda yaşayacağız. Yahu, İran milletine bir baksana! Nerede yaşıyor? Her gece, her gündüz sokaklarda! Niye öyle yaşıyor? İran milleti şehadeti önüne koymuş. Öbürü? Öbürü, dünya malı ve dünya mülkünü, şöhretini ve şehvetini önüne koymuş, nefisini önüne koymuş. Birisinin aklı nefsinin esiri, birinin aklı imanının esiri. E, ne olacak şimdi? Burada kim yenecek? Burada elbette Müslümanlar yenecek. Hiç bunun şakası yok. Peki, bunu nasıl diyor Allah-ü Teala: “Yeminlerini bozan, elçiyi yurdundan sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa savaşa başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız, diyor. Bak bak, “savaşmaz mısınız, ne duruyorsunuz? Yeter artık, sabrınız; bırakın! Evet, korkuyor musunuz onlardan! Eğer inanıyorsanız kendisinden korkulmaya layık olan zat sadece Allah’tır! Onlarla çarpışınız! Allah onları sizin ellerinizden azaplandırsın!” Ne diyor Laricani: “ABD’nin, Trump’ın kibrini kıracağız!” Evet, kıracaklar. Allah söylüyor: “Onları sizin elinizle cezalandıracak!” Efendim, bizim gücümüz yok. 3 bin kişi neden 200 bin kişilik Bizans ordusuna karşı çıkıyor? Şehitler veriyor art arda. 4. komutan Halid bin Velid oluyor. Ve o savaşta 15 şehit veriyorlar toplam. Ama birçok ganimet de elde ediyorlar. Bozguna uğratıyorlar sonunda onları. Medine-i Münevvere’de Efendimiz (SAV) sabah bunu haber veriyor. Böyle oldu diyor, geliyorlar, 3 gün yas tutuyorlar ve Efendimiz (SAV) “3 gün şehit ailelerine yemeği bütün Medine ahalisi verecek!” diyor. İran da aynısını yapıyor. Mezhebi farklıymış, bana ne! Benim mezhebim de ondan farklı! Ne yapacağız şimdi? İki Müslüman, mezhebi farklıdır diye, tarikatı farklıdır diye, partisi farklıdır diye birbirini boğazlayacak mı? Şeytanın oyununa mı geleceğiz? Allah muhafaza eylesin. Ayetler ortada duruyor değerli kardeşlerim: “Sizin elinizle azaplandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin. -Bu, müjdedir!- Müminler topluluğunun göğsünü şifayab etsin ve kalplerindeki öfkeyi gidersin.” Bu savaş, Gazze savaşının devamıdır; henüz Gazze savaşı bitmedi. Onun için kendimize geleceğiz, meseleyi tevhidî bakış açısıyla göreceğiz, zanlarla hareket etmeyeceğiz, TV’lerdeki goygoycuların lafına bakmayacağız! Siyonizm ve ABD ile iş birliği yapanların hiçbirinin imanı yoktur, hiçbirinin güvenilirliği yoktur! Allah’ın izniyle kendimize geleceğiz, Millî Görüş çatısı altında… Biz bütün müminlerin uyarıcısıyız. Sizden bir topluluk hakikati söylerse ve ona çağırırsa, o, çağırdığı sürece o toplumun üzerine bela inmez. Eğer bu davet, bu tebliğ biterse toplumdaki bütün yapılar darmadağın olur, ekşir o toplum ekşir. Kabarır ve kurtlar onu sarar.
Bu yazı, Din Görevlileri Birliği Derneği (DİN-BİR-DER) tarafından düzenlenen, Dr. Mücahit Gültekin’in konuşmacı olarak katıldığı “Erbakan Hocamızın (İran ve Filistin Bağlamında) Siyonizm’le Mücadelesi” başlıklı çevrimiçi konferansın açılışında Genel Başkan Muhittin Hamdi Yıldırım’ın yaptığı konuşmadan derlenmiştir.

YORUMLAR