logoDin-Bir-Der Her Müslüman Dininin Görevlisidir.

.

Giriş Formu




Anasayfa
Hoşgeldiniz
DinBirDer’de görev değişimi PDF Yazdır e-Posta
GENEL SEKRETER tarafından yazıldı   
Çarşamba, 14 Ekim 2009 13:47

  

  

Kısa adı Din-Bir-Der olan Din Görevlileri Birliği Derneği'nde görev değişimi yaşandı.

Derneğin yeni Genel Başkanı Tokat eski Milletvekili, İlahiyatçı ve Emekli Vaiz olan Abdullah Arslan, yeni dönemde birçok hayırlı hizmete imza atacaklarını söyleyerek, kendisini göreve getiren arkadaşlara teşekkür etti. Eski Genel Başkan Lütfü Şenocak'ın iki yönetim kurulu üyesi ile istifasından boşalan bölümlere ilişkin bir araya gelen Din-Bir-Der Yönetim Kurulu, yaptığı yeni görevlendirme ile Genel Başkanlığa Tokat eski Milletvekili, İlahiyatçı ve Emekli Vaiz olan Abdullah Arslan'ı getirdi. Arslan, yaptığı değerlendirmede, kendisini göreve getiren dernek yönetimine teşekkür ederek, ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve siyasal ortamda kendilerine çok görev düştüğünü kaydetti. Ülkede manevi tahribatın özellikle gençlerde giderek arttığına dikkatleri çeken Arslan, dernek olarak bununla mücadele edeceklerini söyledi. Ülkenin her yerinde örgütlenmeyi kendilerine hedef seçen Arslan, milleti kendi özüne dönmesi için çalışmalar ortaya koyacaklarını da ifade etti.

Din-Bir-Der'de yeni yönetim şöyle oluştu: Abdullah Arslan (Genel Başkan), M. Hamdi Yıldırım(Teşkilatlanma Başkanı), Mehmet Kara (Müesseseler Başkanı), Bilal Gülmez (Genel Sekreter), Ali Tokar (Genel Muhasip), M. Baki Öztürk (Halkla İlişkiler), Mevlüt Koç (Eğitim ve Sosyal İlişkiler).

                                                                                                                                                                                 MİLLİ GAZETE

Son Güncelleme: Pazartesi, 19 Ekim 2009 16:07
 
Niçin DİN-BİR-DER PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı   
Çarşamba, 14 Ocak 2009 11:51

Toplumumuzun Sosyal, Kültürel, Ahlaki, Maddi ve Manevi Varlıklarının Korunması İçin;

DİN-BİR-DER...

 Temel Hak ve Özgürlüklerin Muhafazası için;

DİN-BİR-DER...

 İnsanlar Arasında Barış ve Adaletin Yerleşmesi, Hakkın Hâkim Olması İçin;

DİN-BİR-DER...

 İslam'ın Kur'an, Sünnet, İcma ve Kıyas'a Göre Anlaşılması ve Anlatılması İçin;

DİN-BİR-DER...

 Toplumda Huzursuzluğa Sebep Olan Konuların Kararlaştırılması, Nedenlerinin Tespit Edilmesi, Çözüm Yollarının Ortaya Konulması ve Bunların Hayata Geçirilmesi için;

DİN-BİR-DER...

 Manen ve Madnen Kalkınmış, Ahlaklı ve Üstün Vasıflara Sahip Bir Toplum Oluşmasına Katkıda Bulunmak İçin;

DİN-BİR-DER...

Son Güncelleme: Çarşamba, 14 Ekim 2009 17:22
 
GÜNÜMÜZ GENÇLERİNİN DERTLERİ ve ÇÖZÜM YOLLARI PDF Yazdır e-Posta
BİLAL GÜLMEZ tarafından yazıldı   
Cuma, 31 Temmuz 2009 03:35

Gençlerin derdi yeni değil

Kur'an’ımızın bize verdiği Âdem’in iki çocuğuna ait örnekten yola çıktığımızda şu gerçekle yüz yüze geliriz: Şu koca dünyada iki elin parmaklarını dolduramayacak kadar az insanın bulunduğu bir zamanda da iki kardeş anlaşamamış, biri diğerine zulmetmiştir. İki gencin anlaşamaması, gençlerin ebeveynlerine ters düşmesi günümüzün meselesi değildir. Tarih kadar eski, insan kadar köklü bir sorun olarak durur gençlerin sorunları.Gençlerin sorunları üzerinde iz sürüldüğünde görülecektir ki bu bir aile sorunu, eğitim sorunu, devletinsiyaset sorunu olduğu kadar gencin kendisiyle de yaşadığı bir sorundur. Sorun bir fakirlik, zenginlik sorunu da değildir. Zengin kadar fakir çocuk da sorun yaşıyor. Bazı sorunlarda ortak oldukları noktalarbulunmakla beraber, zenginin kendine göre, fakirin de kendine göre bir sorun yumağı vardır.Daha da acayip olanı, çoğu gencin ızdırabını dindirmek için müdahale edecek birinin, o gençten ne sorunu bulunduğuna dair alabileceği bir cevabı da olmayışıdır. Gençler, bağırdıkları kadar belge çıkaramazlar. Öyle olur ki, bağırmış olmak, küsmüş olmak için küserler. Kimsenin onları anlamadığını söylerler ama bir şey anlatmazlar veya anlatamazlar. Anne babalarının anlayışsızlıklarını şikâyet ederler fakat bir şey anlatmazlar. Sessiz kalarak, protesto ederek ses getirmeye çalışırlar. Kimi saçını başını dağıtarak, kimi uyumayarak, kimi üstü başını dağıtarak rahatlamaya çalışır.

Adına ‘gençlik’ denen sürecin geneli bu tür sıkıntılarla yoğun olarak geçmektedir. Gençlerin sıkıntılarını yokuşa süren en önemli etkenler arasında anne babaların sabırsızlığı, aşırı ideal davranmaları, sözle ve talimatla ıslah etme arzuları, sözlü ve dayaklı ceza yöntemleri tercih etmelerini bir kenara bırakamayız. Ebeveynin  bu tür davranışları, servisinden önce ehil olmayanı tarafından kurcalanmış bir teknik alet durumuna düşürmektedir gençleri. Bu yüzden gençlerin ‘gençlik’ dönemlerine ait sıkıntıları ya daha uzun bir zaman almakta ya da iz bırakarak gitmektedir.

Ebeveyn, asıl sorumluluk döneminin bu dönem olduğunu unutmadan vazifesini icra etmelidir.

Çağdaş bilimlerin desteğinde gelişen pedagojik kuralların bir kenara atılmayacak kadar önemli olduğunu kabul etmemiz gerekir. Ancak bu bilimin genel olarak batılı toplumlar üzerindeki araştırmalardan esinlenerek hazırlandığını, bu nedenle de pedagojinin de doktorluk yönlerinin bulunduğunu dikkatlerimizden kaçırmamalıyız. Gençlik dönemini, sınırsız, saygısız, kuralsız geçirmeye yönelik tavsiyeleri kabullenemeyiz.

Son Güncelleme: Çarşamba, 14 Ekim 2009 20:42
 
İmam Ebu Hanîfe sempozyumu PDF Yazdır e-Posta
Dr. Ebubekir Sifil tarafından yazıldı   
Çarşamba, 27 Mayıs 2009 21:06

İstanbul'da İmam el-Mâturîdî konulu sempozyumun düzenlendiği günlerde Ankara da İmam Ebû Hanîfe'yi konu alan bir sempozyuma ev sahipliği yapıyor. Din Görevlileri Birliği Derneği (DİN-BİR-DER) tarafından düzenlenen sempozyumun başlığı "Ehl-i Sünnet Mezheplerinin Doğuşu ve İmam-ı Azam'ın İslam Fıkhı'na Hizmetleri."

İslam Fıkhı'na, Hadis, Tefsir, Kelam... gibi İslamî ilimlere ve hatta bir bütün olarak İslam'a yönelik fikrî tehdit ve dayatmalarını, yerine ve zamanına göre fiilî tasallut ve cebirle desteklemekten kaçınmayan Modernite karşısında Müslümanların nasıl bir tavır alacağı meselesi gelecek yüzyılların Müslümanlar açısından alacağı şekli de belirleyecektir.

İslam'ı ve onun kaynaklarını Modern değerler esasında yeni bir okumaya tabi tutan modernist bakışın, hedefine ulaşmak için en fazla istismar ettiği isimlerin başında İmam Ebû Hanîfe gelmektedir.

O büyük imamın Fıkıh'taki mezhebinin ve hatta itikadî çizgisinin "akılcılık" kavramı ekseninde okunması ve yorumlanması, ancak kaynakların bize tanıttığı "Ebû Hanîfe" portresinin çarpıtılması ile mümkündür!

İmam'ın fıkhî görüşleri de, itikadî duruşu da bize kadar senedli olarak nakledilmiştir ve her iki sahada da onun "akılcılık/rasyonelite" ile uzaktan yakından ilgisinin kurulamayacağı gün gibi aşikârdır.

Herhangi bir tasnife ya da ayrıma gitmeksizin İmam Ebû Hanîfe'yi "Mürcie" arasında zikreden Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nin "Mürcie" maddesinin yazarı bakın neler söylüyor: "... Mürcie muhalif telakkilere sahip mezhep ve kabilelerin Allah'a, resulüne ve tebligatına inandıkları sürece birbirlerini öldürmelerini ve tekfir etmelerini terk edip bir arada yaşamak zorunda olduklarını söylemiştir.

"... Akılcılığı benimseyip dinî siyasî ve ictimaî alanda sistemleştirilen Mürcie itikadî ve fıkhî konularda ileri sürdüğü görüşlerde kolaylık ilkesine önem vermiş...

"... Medenî, hoşgörülü ve çoğulcu toplumun temsilcisi olan Mürcie, Mâturîdîliğin doğuşuna ve fikrî sisteminin gelişmesine de zemin hazırlamıştır. Türklerin Müslüman olup Mâturîdîliği kabul etmesi de büyük ölçüde Mürcie'nin bölgedeki hakimiyeti ve temsil ettiği ılımlı-uzlaşmacı teolojisi sayesinde mümkün olmuştur." (1)

                   

İmam Ebû Hanîfe'nin itikadî kabullerinin elimizde mevcut olduğunu yukarıda söylemiştim. Gerek -dilimize İmamı Azam'ın Beş Eseri adıyla çevrilen- risaleleri (el-Fıkhu'l-Ekber, el-Fıkhu'l-Ebsat, el-Âlim ve'l-Müte'allim, el-Vasıyye, Risâle ilâ Osmân el-Bettî), gerekse İmam et-Tahâvî tarafından -el-Atkîdetu't-Tahâviyye diye bilinen risalede- nakledilen metin, onun itikadî çizgisine en doğru şekilde vakıf olma imkânı bahşeden eserlerdir. Bu eserlerin incelenmesi bize yukarıda alıntıladığım metindekinden farklı bir Ebû Hanîfe çizgisi sunmaktadır. Evet, İmam'ın mürciî olduğunun tarih içinde iddia edildiği bir vakıadır. Hatta Mürcie'nin bir kısım kabullerinin Ehl-i Sünnet çizgisiyle örtüştüğünü görmek şaşırtıcı değildir. Ancak bütün bunlar İmam Ebû Hanîfe'nin itikadının, "ılımlı, hoşgörülü, çoğulcu, uzlaşmacı" bir çizgide takdim edilmesini meşru kılmaz. Bu kavramların günümüz dünyasında neyi temsil ettiği, kaynağının neresi olduğu ayrı bir yazının konusudur. Ancak bunların İslam'a ve onun tarihine ait olmadığı kesindir.

İmam Ebû Hanîfe'nin itikadî çizgisinin burada takdim edilen portreye oturmadığının en çarpıcı delillerinden birisi, aynı ansiklopedinin "Ebû Hanîfe" maddesinin yazarının söyledikleridir:

"... Mü'min olduğunu söylemekle birlikte ilahi sıfatları inkâr eden veya bunları yaratıkların sıfatlarına benzeten, kadere inanmayan, Kur'an'da açıkça belirtilen hükümleri kabul etmeyen, günah işlemeyi helal sayan ve Kur'an'ın bir harfini bile inkâr eden kimse tekfir edilir."(2)

Biz buna, kabir azabını inkâr edenleri de ekleyebiliriz. el-Fıkhu'l-Ebsat'ta İmam'ın, kabir azabını inkâr eden kimsenin kâfir olacağını söylediğini de ekleyelim. Bütün bunları üst üste koyduğumuz zaman İmam Ebû Hanîfe'nin gerek itikadî çizgisinin, gerekse fıkhî görüş ve ictihadlarının yeni baştan ve doğru biçimde tahsil edilmesi gerektiği gerçeğiyle yüzyüze geliyoruz.

İşte sempozyum, panel vs. tarzındaki bu ilmî faaliyetlerin, bu gerçeğin güçlü bir şekilde kitlelere duyurulmasında son derece önemli bir payı vardır. Emeği geçen herkese teşekkürler...

1) DİA, XXXII, 44.

2) DİA, X, 141.

Son Güncelleme: Çarşamba, 14 Ekim 2009 18:46
 
ŞEYH EDEBALİ'NİN OSMAN GAZİ'YE NASİHATİ PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı   
Cuma, 20 Mart 2009 08:08

 DEVLET'İ ALİ'NİN KURULUŞ YILDÖNÜMÜ MÜNASEBETİ İLE...

 

"Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..

Ey Oğul!

 

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vaat edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

 

Oğul!

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğügibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözü pek) derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlıyı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..

Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.


Şeyh Edebali 13. Yüzyıl, Söğüt-Bilecik

Son Güncelleme: Çarşamba, 14 Ekim 2009 20:39
 

Rastgele Resim

100_4407.JPG

Hava Durumu

Sayaç

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün190
mod_vvisit_counterDün834
mod_vvisit_counterBu Hafta4586
mod_vvisit_counterBu Ay2784
mod_vvisit_counterTüm65968
bottom

Destekleyen Joomla!. Designed by: Free Joomla 1.5 Template, personal hosting. Valid XHTML and CSS.